Artık ne kopan eller ne de dökülen dişler sorun değil.
Çünkü, bilim adamları her organı yeniden yapabilir ve onarabilir hale geldi
Tıp alanındaki gelişmeler, son yıllarda baş döndürücü
bir hıza ulaştı. Bilim adamları, bir erkek hastanın popo kasından yeni bir çene
kemiği yapmayı bile başardı. Estetik cerrahinin 'biyonik insan'a doğru adım adım
yaklaşması bazı kesimler tarafından tepki görse de, göz ardı edilemeyecek bir
gerçek! İşte, İngiliz Daily Mail gazetesinin yaptığı araştırmalara göre, son 25
yılda estetik cerrahide gözlenen gelişmelerin özeti.
SAÇ
Tıp alanındaki gelişmelerden, kellik ve saç dökülmesi gibi sorunların
yakında tarihe karışacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Bu yılın başlarında,
fareler üzerinde deney yapan bilim adamları, saç köklerindeki hücrelerin
yapısını tanımladı. Bu hücrelerin deriye nakledildiği bölgelerde, kendiliğinden
saç çıkmaya başlıyor. Bilim adamları, kelliğe karşı çözüm yolunda en etkili
adımın atıldığını söylüyor.
DİŞ
Kök hücreler, dişlerini kaybetmiş hastaların yeniden doğal dişlere sahip
olabilmesi için de kullanılıyor. Bu yöntem, geleneksel diş hekimliği
tedavilerinin gelecekte ne tür değişimler yaşayacağına dair önemli ipuçları
veriyor. Hastadan alınan kök hücreleri, laboratuvar ortamında bir tür bakteriyle
etkileşime bırakılıyor. Daha sonra, bu hücreler, diş köklerine yerleştiriliyor
ve yeni dişler büyüyor.
KALP
67 yaşındaki Ian Rosenberg, iflas eden kalbi kök hücre kullanılarak tedavi
edilen ilk İngilizler'den biri oldu. Bu ameliyatın en önemli özelliklerinden
biri, lokal anesteziyle yapılması. Kalbin sağ tarafına açılan bir delikten aşağı
bir tüp sarkıtılıyor ve kalbe giden damarlar genişletiliyor. Sonra, kök hücreler
kalbe enjekte ediliyor. Kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, kalpteki
bozulmuş dokuları yeniliyor.
CİLT
Doku genişletilmesi yöntemi, vücudun fazladan deri üretmesini sağlayarak,
sonradan oluşabilecek her türlü cilt deformasyonunda onarım amaçlı kullanılıyor.
Silikondan yapılmış bir balon, vücudun yenilenmesi istenen bölgesinde, deri
altına yerleştirilerek, tuzlu suyla dolduruluyor. Tuzlu suya maruz kalan deri
kendiliğinden gerilip, genişliyor. Bu yöntem, en çok göğüs ameliyatları için
kullanılıyor.
BAŞ
Mısırlı siyam ikizleri Ahmet ve Muhammed İbrahim, 2003'te Amerika'da yapılan
'ayırma' operasyonundan beri, kafataslarının bazı bölümlerini kalçalarında
taşıyor. Başlarından yapışık doğan ikizlerin ameliyatında, doktorların 'rahat
çalışabilmesi için' kafataslarından bir kemik çıkartılmıştı. Bu parça, ikizlerin
son ameliyatında tekrar ait olduğu yere aktarılmak üzere, kalçalarına
yerleştirildi. Ameliyatı yapan ekibin başkanı Dr. David Genecov'a göre, bu tür
parçaların saklanması için en uygun yer kalça bölgesi.
GÖZ
Göz ameliyatlarında geliştirilen yeni teknikler sayesinde, geleneksel kornea
nakline yanıt vermeyen hastalar da körlükten kurtulabiliyor. Doktorlar bu tür
ameliyatlar için hastaların köpek dişlerinin 'kulp' olarak kullanıldığı bir
büyüteci, korneanın yerine monte ediyor. Körlüğü tarihe gömmeyi hedefleyen bu
teknik, ilk kez uygulandığı 1997 yılından beri birçok hastayı aydınlığa
kavuşturdu.
GÖĞÜS
On yıldan biraz daha uzun bir süre önce, doktorlar vücut yağlarını
kullanarak, yeni bir göğüs yapma tekniği geliştirdi. 1992 yılından beri
kullanılan bu yöntem, hastanın kendi dokularından yapılmış sağlıklı bir göğüse
sahip olmasını sağladığı gibi, göğüs kaslarının ameliyat sonrasında
zedelenmesini de engelliyor. Vücutla uyum, sinirlerin oluşmaması ya da kan
dolaşımının başlamaması gibi sorunlar yaşanmıyor.
AKCİĞER
2002 yılında, deformasyona uğramış akciğer hücrelerini yenileyecek 'geçerli'
bir tedavi yöntemine iyice yaklaşıldı. Fareler üzerinde deney yapan bilim
adamları, kök hücrelerin akciğerlerin nefes alıp vermesini sağlayan hücrelere
dönüşebileceğine dair ilk somut kanıtı elde etti. Bu yöntemin, diğer kök hücre
tedavilerinden en büyük farkı, vücudun uygulamayı reddetme ihtimalinin olmaması!
ELLER
1998 yılında, İngiliz Megan Hunter, ABD'de geçirdiği ameliyatla yepyeni bir
ele kavuşan ilk hasta oldu. Doğuştan parmaksız olan Hunter'a, ayak
parmaklarından ve sol bacağından alınan kemiklerle yeni parmaklar yapıldı.
Kemiklerin eldeki yerlerine yerleştirilmesinden sonra, parmaklarının başladığı
noktadaki deriler parmak uçlarına dek gerilerek, Hunter'ın dirseğine bağlı metal
bir aletle sabitlendi.
AGIZICI ILTIHABI (STOMATIT)
(Bu Ay 126 Defa Okundu) Yazıcı Uyumlu Sayfa
Ağıziçinin tipik iltihapları ağızdaki nedenlerden kaynaklanıyorsa birincil,
başka hastalıklardan kaynaklanıyorsa ikincil olarak nitelenir.
Yunanca da stoma "ağız", itis "iltihap" demektir. Stomatit geniş anlamıyla ağız
içindeki bütün iltihapları içerir. Dar anlamıyla ise gerçek ağız boşluğu
mukozasıyla sınırlı olarak kullanılır. İltihap dildeyse glossit, dişeti
mukozasındaysa jinjivit adını alır. Ağız mukozası doğrudan doğruya ağızdaki
nedenlerle kolayca hastalanır. Ayrıca bazı genel hastalıkların da ilk
belirtileri ağızda ortaya çıkar. Bu nedenle ağız içi iltihapları birincil ve
ikincil olarak ikiye ayrılır, îlki başka hastalıklara bağlı olmadan gelişir,
ikincil olanlar başka organların hastalanmasından sonra ortaya çıkar.
Ağıziçi iltihabının başlıca türleri arasında ağız nezlesi ile eksüdalı, ülserli,
kangrenli, kanamalı ve aftlı iltihaplar sayılabilir.
Ağız Nezlesi
En sık görülen ve en az zararlı türdür. Ağızdaki yerleşik bakteri florasının,
genel ve yerel çeşitli durumlara bağlı olarak hastalık yapabilme yeteneği
kazanmasından kaynaklanır. Her yaşta görülebilir. Özellikle iyi beslenmeyen
çocuklarda, diş çıkaran bebeklerde ve kızamık, kızıl, suçiçeği, kızamıkçık gibi
döküntülü hastalıklar sırasında ortaya çıkar. Erişkinlerde başlıca nedenleri diş
taşlan ve uygun olmayan diş protezlerinin kullanılmasıdır. Sindirim
bozuklukları, yüksek ateş, örseleyici yiyecekler, çok sıcak içecekler ve sigara
da ağızda bu tip iltihap yapabilir. Ağız nezlesinin sık rastlanan bir başka
nedeni vitamin eksikliğidir. Artık iskorbüt ve beriberi gibi ağır vitamin
yetmezliklerinden kaynaklanan hastalıklar dengeli beslenme bilinci ve
olanaklarının bulunduğu ülkelerin gündeminden çıkmıştır. Ama yetersiz ve
dengesiz beslenmeye ya da vücuttaki işlev bozukluklarına bağlı olarak gizli
vitamin eksikliği hastalıktarı görülmektedir.
Ağız nezlesi genellikle ağız boşluğunda kırmızılıkla ortaya çıkar. Çoğu kez dil
ve dudaklarda yaygın ve tekdüze kızarıklıklar görülür. Hasta ağzında kuruma ve
yanma duyar. Yutma ve çiğneme hareketleri güçleşir. Bu tip ağıziçi iltihapları,
mikrop öldürücü gargaralar kullanılarak tedavi edilebilir. Ayrıca ağrı ve yanma
duyumunu ortadan kaldıran hafif uyuşturucu ve mikrop öldürücü ilaçlar yararlı
olabilir. İltihap vitamin eksikliğine bağlıysa tedavi eksik olan vitaminlerin
karşılanmasına dayanır.
Eksüdalı Ağıziçi İltihabı
Mukozada üstü beyaz renkli ağır bir iltihaplanma biçiminde ortaya çıkar.
Genellikle ülserli stomatitin başlangıcıdır. Başlıca nedenleri ağız
nezlesininkiyle aynıdır. Bazı meslek hastalıkları ve kimyasal maddelerin yol
açtığı kronik zehirlenmeler de ağızda bu tip iltihaba neden olur. Bunların
başında gelen kurşun ve cıva zehirlenmeleri özellikle dişeti ve bazen dil
iltihabına yol açar. Ağızdaki iltihaplanma bütün vücudu etkileyen hastalıkla
birlikte tedavi edilir.
Ülserli ağıziçi iltihabı
Ağız nezlesinden de, eksüdalı ağıziçi iltihabından da ağırdır. Genellikle salgın
biçiminde ortaya çıkar ve ağız boşluğunun temizliğine özen gösterilmemesi
durumunda kolayca bulaşır, iltihap dişetlerinde başlar. Daha sonra bütün ağza
yayılır. Diş köklerine, hatta dudaklara da yayılan sarımsı bir eksüdaya ve
ağrılı şişkinliğe neden olur. Ülserli ağıziçi iltihabı Fusobacterium ve
spiroketlerin etken olduğu Vincent anjini gibi yutak enfeksiyonlarına bağlı
olarak ortaya çıkabilir. İlk şişkinlik evresinin ardından çok yavaş iyileşen
ülser ve yaraların belirdiği bu tip ağıziçi iltihabında mikrop öldürücü
gargaralar yeterli değildir. Ayrıca antibiyotik ve sülfamitlere dayanan genel
bir tedavi uygulanır; bazı olgularda kortizon da gerekebilir.
Kangrenli Ağıziçi İltihabı
Ülserli tipin son evresidir. Organizmanın aşırı ölçüde güçten düştüğü durumlarda
görülür ve doku ölümüne yol açar.
Kanamalı Ağıziçi İltihabı
Kanamalarla ortaya çıkan ağız mukozası iltihabıdır. Genellikle ağızdaki belirli
bir nedenden kaynaklanmaz. Pıhtılaşma bozuklukları, karaciğer ve kalp-damar
hastalıkları, zehirlenmeler ve vitamin yetmezlikleri (niyasin ve C vitamini
eksikliği) gibi genel hastalıkların bir belirtisidir. Akut lösemi, B12 vitamini
eksikliğine bağlı kansızlık, tifo, sıtma gibi hastalıklar sırasında da sık
görülür. Tedavi genel hastalığa bağlı olarak yürütülür.
Aftlı Ağıziçi İltihabı
Çoğu kez virüslerden kaynaklanır. Genellikle sütçocuklannda, gebe kadınlarda ve
sindirim bozukluğu çekenlerde görülür. Bazı insanlarda ceviz, badem, çilek gibi
belirli besinlerin yenmesiyle aftlı oluşumların yinelendiği göz önüne alınırsa
bu hastalığın alerjik bir boyutu da olduğu söylenebilir.
Hastalık titreme ve ateş yükselmesiyle birden ortaya çıkar. Daha sonra ağız
boşluğunda çok ağrılı ülserlere dönüşen sıvı dolu kabarcıklar görülür. Hastalık
hızlı gidişlidir ve 1-2 haftada iyileşir. Gargara biçiminde bölgesel tedavinin
yanı sıra antibiyotikler ve kortizonla genel tedavi uygulanır.
Kronik bakteri ve mantar enfeksiyonlarına bağlı ağıziçi iltihabı
Actinomyces ağız boşluğunda iltihaba yol açan önemli bir bakteri grubudur. Bu
bakteriler ağızdaki kemik ve kas dokusuna yerleşir. Oluşturdukları fistüllerden
çıkan irin çok miktarda tipik tanecikler içerir. Bu bakterilerin giriş yollan
genellikle diş çürükleridir.
Oldukça sık rastlanan pamukçuk ağızda mantarlara bağlı bir iltihaptır. Ağız
boşluğu mukozasında Candida albicans türü mikroskopik bir mantarın gelişmesiyle
oluşur. Dişetlerini, dili, yanak iç yüzeylerini ve bademcikleri kaplayabilen
kesilmiş süte benzer. Ağızda birbirleriyle birleşmeye eğilimli beyaz alanlar
ortaya çıkar. Kolayca kaldırılabilen bu oluşumların altında kırmızı bir yüzey
görülür. Pamukçuk daha çok yenidoğanlarda görülür. Yerel olarak uygulanan mantar
öldürücü ilaçlar ve metilen mavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Ama bu hastalık
zayıf düşmüş ve organizmanın savunma yetenekleri azalmış yaşlılarda da ortaya
çıkabilir. Bu durumda enfeksiyon derindeki dokulara, yani solunum ve sindirim
mukozalanna yayılabilir.
İkincil Ağıziçi İltihapları
Genel bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar. Kızıl, kızamık, kızamıkçık ve
suçiçeği gibi döküntülü hastalıklar, iskorbüt ve hemofili gibi kanamalı
hastalıklar, lösemi, agranülositoz ve B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık
gibi kan hastalıkları, cıva, bizmut, kurşun, gümüş, bakır gibi kimyasal madde
zehirlenmesine bağlı çeşitli meslek hastalıkları sırasında görülür.
Özgül mikropların neden olduğu başlıca ağıziçi iltihapları şunlardır: Frengide
birinci evre lezyonu, ikinci evreye özgü kabartı ya da kızarıklıklar ve üçüncü
evreye özgü göm (yumuşak şişkinlikler) ve ülserler biçiminde iltihaplar (frengi
stomatiti); veremde ülserler ve çatlaklarla birlikte görülen iltihaplar (verem
stomatiti); cüzamda zamanla ülserleşen derin düğümcük oluşumlan (cüzam
stomatiti); belsoğukluğunda hastalık etkeni olan gonokoklara bağlı iltihaplar;
difteri, yılancık ve impetigo etkenlerine bağlı
|